• Ana Sayfa
  • »
  • KKTC’nin Dışişleri Bakanı 3. taraf gibi davranamaz, ...

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

KKTC’nin Dışişleri Bakanı 3. taraf gibi davranamaz, ...

KKTC’nin Dışişleri Bakanı 3. taraf gibi davranamaz, KKTC’yi savunmak ve KKTC Cumhurbaşkanı’na destek vermek zorundadır

11 Ocak 2014

Özdil Nami, KKTC Devletinin Dışişleri Bakanıdır…

KKTC Dışişleri Bakanının birinci görevi ise KKTC’yi, KKTC Anaysası’nın da öngördüğü gibi, KKTC Devletinin sonsuza dek yaşamasını, güçlenmesini, kökleşmesini, tanınmasını, egemenliğimizi, self-determinasyon hakkımızı ve Halkımızın milli hak ve çıkarlarını savunmaktır…

KKTC Anayasası’nın öngördüğü bu görevleri ve misyonu yerine getirmek için müzakere masasında mücadele eden KKTC Cumhurbaşkanı’nın yanında yer almak, onunla işbirliği yapmak, ona destek vermek ve yardımcı olmaktır…

Özetle KKTC Dışişleri Bakanı’nın görevi, soruna dıştan bakan 3. BİR TARAF GİBİ, (örneğin Downer, BM Genel Sekreteri veya ABD elçisi gibi) davranmak, YABANCI BİR DİPLOMAT GİBİ konuşmak, İKİ TARAF ARASINDA DENGE KURMAYA ÇALIŞMAK, EŞİT MESAFE politikası uygulamak, karşı tarafla veya yabancı diplomatlarla Cumhurbaşkanından GİZLİ GÖRÜŞMELER YAPMAK,  TARAFLAR ARASINDA  ARA BULMAYA çalışmak değildir…

Sadece KKTC Dışişleri Bakanının değil, KKTC’nin Başbakanının, hükümetinin, Bakanlarının, milletvekillerinin, bürokratlarının, Sivil Toplum örgütlerinin görevi de “İKİ TARAF ARASINDA EŞİT MESAFE VE DENGE POLİTİKASI GÜDEREK ARA BULMAYA ÇALIŞAN YABANCI BİR DİPLOMAT GİBİ” davranmak değil, müzakere masasında Devleti ve Halkı temsil eden Cumhurbaşkanına destek olmaktır…

ÖZDİL NAMİ NASIL DAVRANIYOR?

Ne yazık ki, hasbelkader, KKTC’nin Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Özdil Nami, KKTC’nin Dışişleri Bakanı gibi değil, yukarıda özetlediğim gibi “İKİ TARAF ARASINDA EŞİT MESAFE VE DENGE POLİTİKASI GÜDEREK ARA BULMAYA ÇALIŞAN YABANCI BİR DİPLOMAT GİBİ” davranmaktadır…

Bu anlayışla, diplomatik protokole göre dengi olmadığı halde, Rum görüşmeci Mavroyannis ile Güney’de değişik evlerde gizli kapaklı görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmelerde Bakanlığından bir tutanak memuru dahi bulundurmamıştır…

Downer ve yabancı diplomatlarla yaptığı görüşmelerde KKTC’yi zora sokacak şahsi tavırlar, tavsiyeler ve öneriler ortaya koymuş, onlara bir çeşit danışmanlık ve akıl hocalığı yapmıştır, yapmaya devam etmektedir…

Bunlar, devlet adamlığı ciddiyeti ile, Dışişleri Bakanı misyonu ile bağdaşmaz ve  asla kabul edilemez…

Peki Özdil Nami’nin böyle davranma hakkı yok mu?

Dışişleri Bakanlığı makamında oturduğu, hatta KKTC’nin tüm nimetlerinden yararlanan bir KKTC vatandaşı olduğu sürece böyle davranma hakkı yoktur…

Bu şekilde davranacaksa, o makamdan iner, hatta KKTC vatandaşlığından çıkar, gider ABD vatandaşı olur, ABD Dışişlerinde veya BM’de görev alır, o zaman adadaki “İKİ TARAF ARASINDA EŞİT MESAFE VE DENGE POLİTİKASI GÜDEREK ARA BULMAYA ÇALIŞAN YABANCI BİR DİPLOMAT GİBİ” davranır…

Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın bu konuda hükümetinin Dışişleri Bakanını ciddi  şekilde uyarması şarttır ve bunu  bekliyoruz…

Ana muhalefet partisi Genel Başkanı ve Dışişleri eski Bakanı Hüseyin Özgürgün de bu konuyu KKTC Meclisi’ne taşımalıdır…

Müzakere sürecinde KKTC Devletini temsil eden, Halkımızın ve devletimizin hak ve çıkarlarını korumak için mücadele eden Cumhurbaşkanı’na destek yerine köstek olan ve Rum tarafının işini kolaylaştırmaya çalışan bir Dışişleri Bakanı olamaz….Bunun hesabı Meclis kürsüsünden sorulmalıdır…

 MASADAN KAÇANLA GÖRÜŞMEYE HAZIR OLAN AYNI KEFEDE DEĞERLENDİRİLEMEZ

Bu bağlamda bir konuya daha değinmek istiyorum..

Türkiye, Rum tarafı, Yunanistan ve KKTC’den bazı işadamı örgütleri bir araya gelmişler, Kıbrıs sorununu değerlendirmişler ve bir açıklama yapmışlar…

Açıklamalarında “İKİ TARAF ARASINDA EŞİT MESAFE VE DENGE POLİTİKASI GÜDEREK”  “iki tarafı da bir an önce görüşme masasına oturup sorunu süratle çözmeye” çağırdılar..

Oysa ortada iki zıt tavır vardır:

Bir tarafta ilk günden beri “görüşmelerin önkoşulsuz başlamasına hazırım, kaldığın yerden hemen görüşmelere devam edip bu sorunu en geç birkaç ay içinde çözelim” diyen ve Rum tarafına bu yönde her gün çağrı yapan KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu var…

Diğer tarafta ise, 10 aydır masaya gelmeyen, sonra masaya gelmek için ön taviz olarak Maraş’ı isteyen, ardından masaya gelmek için Türkiye ile direk görüşme talep eden, ardından görüşmelere oturmak için hegemonyacı Rum milli hedeflerinin önceden kabul edilmesinde ısrar eden ve bu hususların bir “ortak açıklama” içinde yer almasını ÖNŞART olarak dayatan Rum yönetimi Başkanı Anastasiadis vardır..

Bu durumda görüşmelere hemen önşartsız hazırım diyen tarafla, “ben, önşartlarım kabul edilmeden ve isteklerimi almadan masaya gelmeyeceğim” diyen taraf nasıl aynı potaya konabilir?

Görüşmeye hazırım diyenle; masaya gelmeyeceğim” diyen  taraf arasında nasıl tarafsızlık, denge ve eşit mesafe politikası izlenebilir?

Görüşmeler hemen başlasın” diyen tarafa nasıl olur da hala “masaya gel, görüşmelere başla” çağrısı yapılabilir?

Bunun adı AYMAZLIK, İŞGÜZARLIK ve ABESLE İŞTİGAL değilse nedir?

Evet, İŞAD, TÜSİAD, RUM ve YUNAN işadamları örgütleri bunu yaparak abesle iştigal etmişler, aymazlık ve işgüzarlık sergilemişlerdir…

O nedenle açıklamalarının hiçbir ciddiyeti yoktur, çöpe atılacak kadar bile değeri yoktur, en iyisi tuvalete atıp sifonu çekmektir… 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 619